Bugün Dan Brown’ın Kayıp Sembol’ünü nihayet bitirdim(İngilizce okuyunca ister istemez yavaş okuyorum).İş çıkışlarında, İstanbul trafiğinde geçirdiğim saatlerde severek, sürüklenerek okudum.Bu türü seviyorsanız kesinlikle tavsiye ederim.Kitabın son bölümündeki felsefi sorgulamalar da ilgi çekiciydi.Sanırım yazar felsefi ve dini sorgulamalar sırasında, okuyucunun bilinçaltına kendi din felsefesiyle ilgili bazı mesajlar vermeye çalışmış; sonuçta kitlelerin okuduğu bir kitap, mevzularla ilgili derin bilgisi olmayanları etkilemek için yazarın da bunu kullanması gayet normal.Okuyucu olarak, her şeyi merak eden ve araştıran fakat her anlatılanı mutlak doğru olarak kabullenmeyen bir tavır geliştirmek en doğrusu olacaktır.
Bu arada güzel bir site buldum, ücretsiz olarak e-kitap indirebileceğiniz gayet kullanışlı ve faydalı bir site www.iskenderiyekutuphanesi.com .Dünya klasiklerinden, romanlara, ekonomiden psikolojiye pek çok tür kitaba ücretsiz ve hemen ulaşmanız mümkün.Site ekonomik bir kaygı gözetmeden sadece okuyucuların kitaplara kolaylıkla ulaşabilmesi maksadıyla yapılmış.Girin bir göz atın derim.
Bu hafta sonu okumak için Gülse Birsel’in yeni kitabı Velev ki Ciddiyim’i aldım.Kafamı rahatlatacak bir şeyler okumaya ihtiyacım var, şiddetle…
25 Aralık 2009 Cuma
24 Aralık 2009 Perşembe
Hediyeler kime gidiyor???
Sevgili Zeynep, Ceyt ve Cingifilli öncelikle sizlere çok teşekkür ederim yorumlarınız ve katılımınız için.
1. seti sadece Zeynep istediği için direkt olarak kendisi kazanmış oldu :)
2. set için yaptığım ufak kura sonucu ise kazanan Ceyt oldu.
Bu arada zaten çok az katılım olduğu için Cingifilli’yi hediyesiz bırakmak istemiyorum.Eğer zevkle okuyacağı bir kitap ise Gülse Birsel’in yeni çıkan kitabı Velev ki Ciddiyim’i ayrıca kendisine göndermek isterim.
oben3251@yahoo.com adresime gönderim yapacağım adreslerinizi gönderebilirseniz en kısa zamanda hediyelerinizi ulaştıracağım.
Güzel bir yıl olsun, herkese sevgi ve selamlarımla
1. seti sadece Zeynep istediği için direkt olarak kendisi kazanmış oldu :)
2. set için yaptığım ufak kura sonucu ise kazanan Ceyt oldu.
Bu arada zaten çok az katılım olduğu için Cingifilli’yi hediyesiz bırakmak istemiyorum.Eğer zevkle okuyacağı bir kitap ise Gülse Birsel’in yeni çıkan kitabı Velev ki Ciddiyim’i ayrıca kendisine göndermek isterim.
oben3251@yahoo.com adresime gönderim yapacağım adreslerinizi gönderebilirseniz en kısa zamanda hediyelerinizi ulaştıracağım.
Güzel bir yıl olsun, herkese sevgi ve selamlarımla
18 Aralık 2009 Cuma
Hediye Kitap...
Mental Set Aşağıda belirttiğim 3 kitap yer alıyor bu sette...
1)Ayşe Kulin - Türkan
2)Sunay Akın - Ay Hırsızı
3)Doğan Cüceloğlu - Onlar Benim Kahramanım
+Kitty not defteri ve kalemi
Pulp - Romantik Set Aşağıdaki 3 kitap da bu ikinci sette...
1)Ece Vahapoğlu -Öteki
2)Nermin Bezmen - Bizim Gizli Bahçemizden
3)Alfonsi Signorini - Çok Gururlu, Çok Kırılgan
+Kitty not defteri ve kalemi
Hediyeleri yorum yazan 2 kişiye göndermek istiyorum.
23 Aralık gece saat 24:00'e kadar yorum yazabilirsiniz.
24 Aralık Perşembe günü kazanan kişileri açıklayıp, bir sonraki gün de hediyeleri kargolayacağım.
Katılmak için izleyicim olmanız, bu konuya yorum yapmanız ve yorumunuzda hangi seti istediğinizi belirtmeniz yeterli.
Sevgilerimle
Dan Brown - Kayıp Sembol

Uzun zaman oldu yazmayalı, daha doğrusu kitap oku(ya)mayalı.Her gün okumaya alışmış biri olarak epey özledim kitabıma yumulup dünyayı unutmayı.
Okuma listemde epey kitap birikti fakat eşim dün Dan Brown’un son kitabı Kayıp Sembol’ü görüp hediye almış bana.Üstelik İngilizce versiyonunu… Kayıp Sembol Da Vinci Şifresi, Melekler ve Şeytanlar serisinin üçüncü kitabı; baş kahramanı Harvard Simgebilim Profesörü Robert Langdon’ın peşi sıra yine gücü ele geçirmeye çalışan gizemli örgütler, eski çağlardan gelen sembollerle örülü sürükleyici polisiye bir kurgu. Daha önce Dan Brown’un kitaplarını okudum.Bu türün çok meraklısı olmasam da okuyan ve beğenen arkadaşlarımın tavsiyesiyle onlardan ödünç alıp okumuştum.Sürükleyici ve merak uyandıran kitaplardı, umarım bu son kitabı da kış günlerinde okuyup güzel vakit geçireceğim bir kitap olur.
Bu arada düzenli olarak yazmasam da blogları fırsat buldukça takip ediyorum.Özellikle yılbaşı döneminde hediye verme geleneği var anladığım kadarıyla.Ben de daha önce severek okuduğum fakat yeniden okumayacağım bazı kitaplarımı yanlarında ufak sürpriz hediyelerle beraber yeni yıla kitaplarıyla girmek isteyen blogger’lara iletmeyi düşündüm.Hediyelerle ilgili detayları buradan görebilirsiniz.
Rakamlara anlam yüklemek bana çok anlamlı gelmiyor ama yılbaşında tüm insanları içine alan coşku ve iyimserlik yüklü havayı seviyorum.Umarım hepimizi 2010 yılında güzel günler bekler.
Sevgilerimle
7 Aralık 2009 Pazartesi
Techno kitaplar geliyor.

Bir gün daha bitti, hava erken kararınca gün çabuk geçiyor.Malumunuz sınavlara çalıştığım için okumaya bir müddet ara vermiş durumdayım.
Bugün amazon.com’dan istediğim birkaç kitabı sipariş ettim.Sitede dolanırken, e-kitap okuma aygıtı ^kindle^ ile ilgili bilgiye rastlayınca biraz araştırma yaptım.Şu anda I Phone kullandığım için zaman zaman e-kitap yükleyerek cep telefonundan kitap okuyabiliyorum.Ancak tabiki cep telefonu ekranı oldukça küçük ve gerçek kitap okuma zevkini ve konforunu bu şekilde yakalamak çok zor. ^Kindle DX^ ise neredeyse bir kitap sayfası boyutunda (246 mm), bir kalem kadar ince, 3500 kitabı alabilecek hafızaya sahip; kısacası tam anlamıyla okumak için ve kolayca taşınabilir şekilde dizayn edilmiş.
Şu anda Türkiye’ye gönderimleri yok fakat Amerika’dan satın alabilir veya internetten satın alıp Amerika’da vereceğiniz bir adrese teslim ettirebilirsiniz. Ama bence bu kadar zahmete girmeye hiç gerek yok çünkü anladığım kadarıyla 2010 yılında Türkiye’de de satışa sunulacakmış.

Bilgisayarın yaygınlaşmasıyla yayıncılıkta kağıt kullanımı günden güne azalıyor, azalacak.Muhtemelen 5 sene sonra kitapları, gazeteleri, dergileri ‘kindle’ ve benzeri okuma aygıtları yardımıyla dijital ortamda okuyacağız.Kimileri kağıda basılan kitabı okumanın vereceği lezzeti bu şekilde alamayacaklarını düşünüyor.Olabilir...Neticede hepimizin bazı alışkanlıkları var, 30 senedir kağıda basılı okuma yapan birinin dijital ortama alışması güç ve dahası tatsız olabilir.Yine de zamana karşı koymak mümkün değil, bize getirdiklerini yavaş yavaş yaşayıp göreceğiz.
Bana gelince, Türkiye’ye geldiğinde en kısa sürede kendime bir ‘kindle’ almayı düşünüyorum.Çünkü son senelerde en büyük sıkıntım, okuduğum kitapları koyacak yer bulamamam.Zaten eğer başucu kitaplarımdan biri değilse çoğu zaman okuduğum bir kitabı yeniden okuma alışkanlığım yok.Dolayısıyla bu kitaplar bence gereksiz yer işgal etmekten başka bir işe yaramıyor.Kütüphaneler ise çok yetersiz, gerçi bu konuda da sizlerle paylaşmak istediğim güzel haberler var.O da kütüphanelere ayıracağım başka bir yazımın konusu olsun.
Şimdilik hoşçakalın.
6 Aralık 2009 Pazar
Bir yazı-Biraz mola
Selim İleri'nin bugünkü köşe yazısını paylaşmak istedim, benim anlatmak istediklerimi çok güzel özetlemiş.Sizlere yeni bir kitaptan bahsedemiyorum bugün de maalesef.Bütün gün temizlik, yemek, çamaşır vs. ile uğraştım.Akşam da ancak biraz İngilizce çalışabildim.Sınavlar yaklaşıyor, iki hafta işten izin aldım ders çalışabilmek için.Bu arada blog için birkaç sürpriz planlıyorum, en kısa zamanda duyuracağım.
Sevgi ve selamlarımla
Okumak Eğitimi
Kitap okumanın eğitimi olabilir mi? 'Okuma Sanatı'ndan söz açıyoruz ama, okuma eğitimi aklımıza gelmiyor.
Ferdi on iki yaşında. Annesi bana dedi ki: "Kitap okusun istiyorum. Hiç kitap okumuyor." Ferdi bıkkın, usançlı dinliyordu. Annesi benden bir de 'okunacak kitaplar' listesi istedi. Böyle bir liste hazırlanabilir mi? Kitap okumayı sevdirecek kitaplar listesi; belki...
O yaştayken okuduklarımı hatırlamaya çalıştım. Halide Edib'lerde, Reşat Nuri'lerdeydim. Yakup Kadri'nin Hep O Şarkı'sını okuyordum. Edmondo de Amicis imzalı Çocuk Kalbi'nden üç beş sayfa...
Hep O Şarkı'yı, Akşam Güneşi'ni, Kalb Ağrısı'nı salık versem, Ferdi'de okuma özlemi uyandırabilecek miyim? Yine de söyledim.
Ferdi'nin annesi Akşam Güneşi'yle Kalb Ağrısı'nı okumuş. Hep O Şarkı'yı bilmiyor, ama ilk fırsatta okuyacak. Sonra ikimiz de kaygılandık: Bu güzel eserleri tat alarak okuyabilmek için geçmiş dönemlerin dünyasından haberli olmak gerekir.
Kalb Ağrısı'nın tarihî fonu hissedilmeden, ön plandaki tutkulu aşk çözümlenemez gibime geliyor. Gerçi Aşk-ı Memnu gibisinden, bütünüyle Sultan Hamid zamanının 'kapalı' dünyası üzerine kurulu bir roman, akıllara durgunluk verici pervasızlıkla günümüze paldır küldür uyarlandı; herkes ayıla bayıla 'seyrediyor'.
Genç hanım "Ferdi seyretmiyor" dedi. Buna herhalde sevinmek gerekir.
Çok uzun yıllar, okullarda Türk Dili ve Edebiyatı eğitimi, kuru rakamlar ezberletti. Sinekli Bakkal hangi yılda yazıldı? Halid Ziya'nın ya da Namık Kemal'in doğum ve ölüm tarihleri? Fuzulî kaçıncı yüzyılın şairi? İşte o kadar.
Yalnızca edebiyata bağlı öğretmenlerin çabasıydı, hiç değilse, birkaç yeniyetmeye edebiyat, sanat sevgisi aşılayan. Şeyhî'nin kaçıncı yüzyılda yaşadığını hayal meyal hatırlıyorum ama, Har-nâme'nin acıklı gülünç hikâyesi belleğimde: Öğretmenimiz Bakiye Ramazanoğlu ne güzel yorumlamıştı!
Ferdi ne seviyor? Ferdi futbol seviyormuş. Niye sevmesin ki? Sekiz dokuz yıl önceydi, yeniyetme bir taraftar, Galatasaray'ın maçı için Bursa'dan İstanbul'a geldiğini söylemişti; televizyonda izlemiştim. Hangi ressamımızın sergisi için o taraftarları bir kentten başka bir kente heyecanla yol aldırtabilirsiniz?
Heyecanı yaratan 'medya'. Kitle iletişim araçları medya olduğundan beri, sanat iyice söndürüldü. Futbolu sevmek çok güzel de, sanattan bunca habersiz kalmak acı. O acı bugün neredeyse kimseyi ilgilendirmiyor.
Kültür-sanat sayfası -yazık ki 'sayfaları' diyemiyorum- ciddiye alınacak kaç gazete var? Onca televizyon kanalında kaç program? Yöneticilerle konuştuğunuzda, "Talep yok" yanıtını alıyorsunuz. Talep biraz da 'yok edilmedi mi'?
Ayrıca, günümüzde adeta gizli bir denetim söz konusu: Sanat eserini alımlarken kişisel birikim, düşünce, tercih ve duyuştan yoksunuz. Neredeyse zorla, baskıyla, dayatılarak kabul ettirilmiş şablonlar tek ölçüt. Şu filmi seyredeceksin! Şu kitabı okuyacaksın! Şu ressamın eseri en pahalı!
Alımlayıcının yerini şartlandırılmış kişi aldı.
Şartlandırılmış kişi -belki- ölçüp biçiyor ama, eserin özüne varamıyor. Eseri özümseyemiyor.
Tekrar başa döneyim. Mütareke yıllarının tarihî çerçevesinden habersiz okura Sözde Kızlar, Sodom ve Gomore ne verebilir? Peki ama, Mütareke yıllarından habersiz bir okurdan Türkiye ne umabilir?
Sadece piyasa değerlerini arttırmaya yarayan bir dolu oyunun, oyunbazlığın ortasında sanat kendi kendine var olmaya çalışıyor. Oysa sanat eseri, toplumu güzele açmak için, bireye aydınlık getirmek için...
Selim İleri-6.12.09-Zaman Gazetesi
Sevgi ve selamlarımla
Okumak Eğitimi
Kitap okumanın eğitimi olabilir mi? 'Okuma Sanatı'ndan söz açıyoruz ama, okuma eğitimi aklımıza gelmiyor.
Ferdi on iki yaşında. Annesi bana dedi ki: "Kitap okusun istiyorum. Hiç kitap okumuyor." Ferdi bıkkın, usançlı dinliyordu. Annesi benden bir de 'okunacak kitaplar' listesi istedi. Böyle bir liste hazırlanabilir mi? Kitap okumayı sevdirecek kitaplar listesi; belki...
O yaştayken okuduklarımı hatırlamaya çalıştım. Halide Edib'lerde, Reşat Nuri'lerdeydim. Yakup Kadri'nin Hep O Şarkı'sını okuyordum. Edmondo de Amicis imzalı Çocuk Kalbi'nden üç beş sayfa...
Hep O Şarkı'yı, Akşam Güneşi'ni, Kalb Ağrısı'nı salık versem, Ferdi'de okuma özlemi uyandırabilecek miyim? Yine de söyledim.
Ferdi'nin annesi Akşam Güneşi'yle Kalb Ağrısı'nı okumuş. Hep O Şarkı'yı bilmiyor, ama ilk fırsatta okuyacak. Sonra ikimiz de kaygılandık: Bu güzel eserleri tat alarak okuyabilmek için geçmiş dönemlerin dünyasından haberli olmak gerekir.
Kalb Ağrısı'nın tarihî fonu hissedilmeden, ön plandaki tutkulu aşk çözümlenemez gibime geliyor. Gerçi Aşk-ı Memnu gibisinden, bütünüyle Sultan Hamid zamanının 'kapalı' dünyası üzerine kurulu bir roman, akıllara durgunluk verici pervasızlıkla günümüze paldır küldür uyarlandı; herkes ayıla bayıla 'seyrediyor'.
Genç hanım "Ferdi seyretmiyor" dedi. Buna herhalde sevinmek gerekir.
Çok uzun yıllar, okullarda Türk Dili ve Edebiyatı eğitimi, kuru rakamlar ezberletti. Sinekli Bakkal hangi yılda yazıldı? Halid Ziya'nın ya da Namık Kemal'in doğum ve ölüm tarihleri? Fuzulî kaçıncı yüzyılın şairi? İşte o kadar.
Yalnızca edebiyata bağlı öğretmenlerin çabasıydı, hiç değilse, birkaç yeniyetmeye edebiyat, sanat sevgisi aşılayan. Şeyhî'nin kaçıncı yüzyılda yaşadığını hayal meyal hatırlıyorum ama, Har-nâme'nin acıklı gülünç hikâyesi belleğimde: Öğretmenimiz Bakiye Ramazanoğlu ne güzel yorumlamıştı!
Ferdi ne seviyor? Ferdi futbol seviyormuş. Niye sevmesin ki? Sekiz dokuz yıl önceydi, yeniyetme bir taraftar, Galatasaray'ın maçı için Bursa'dan İstanbul'a geldiğini söylemişti; televizyonda izlemiştim. Hangi ressamımızın sergisi için o taraftarları bir kentten başka bir kente heyecanla yol aldırtabilirsiniz?
Heyecanı yaratan 'medya'. Kitle iletişim araçları medya olduğundan beri, sanat iyice söndürüldü. Futbolu sevmek çok güzel de, sanattan bunca habersiz kalmak acı. O acı bugün neredeyse kimseyi ilgilendirmiyor.
Kültür-sanat sayfası -yazık ki 'sayfaları' diyemiyorum- ciddiye alınacak kaç gazete var? Onca televizyon kanalında kaç program? Yöneticilerle konuştuğunuzda, "Talep yok" yanıtını alıyorsunuz. Talep biraz da 'yok edilmedi mi'?
Ayrıca, günümüzde adeta gizli bir denetim söz konusu: Sanat eserini alımlarken kişisel birikim, düşünce, tercih ve duyuştan yoksunuz. Neredeyse zorla, baskıyla, dayatılarak kabul ettirilmiş şablonlar tek ölçüt. Şu filmi seyredeceksin! Şu kitabı okuyacaksın! Şu ressamın eseri en pahalı!
Alımlayıcının yerini şartlandırılmış kişi aldı.
Şartlandırılmış kişi -belki- ölçüp biçiyor ama, eserin özüne varamıyor. Eseri özümseyemiyor.
Tekrar başa döneyim. Mütareke yıllarının tarihî çerçevesinden habersiz okura Sözde Kızlar, Sodom ve Gomore ne verebilir? Peki ama, Mütareke yıllarından habersiz bir okurdan Türkiye ne umabilir?
Sadece piyasa değerlerini arttırmaya yarayan bir dolu oyunun, oyunbazlığın ortasında sanat kendi kendine var olmaya çalışıyor. Oysa sanat eseri, toplumu güzele açmak için, bireye aydınlık getirmek için...
Selim İleri-6.12.09-Zaman Gazetesi
5 Aralık 2009 Cumartesi
Keyf-i kitap

Hiç okumadım bugün.Sabah erkenden yüzmeye başlayacağım spor salonunun istediği raporu almak için polikliniğe gittim.Ekg, Hepatit B ve idrar testleri yapıldı.Aslında tüm işlemler yarım saatimi aldı ama Ekg için takılan aparat yüzünden göğsüm kan topladı, kan alınan kolum mosmor oldu ve idrarımda lökosit çıktı – yani enfeksiyon- Bir kez daha annemin ve anneannemin her zaman savunduğu ve benim de artık benimsediğim mottoyu hatırladım, doktora sağlam gidip hasta çıkmak!Bugün bütün hafta yapamadığım ev işlerini yapmayı düşünüyordum ama kendimi çok halsiz hissettiğim için onlar da kaldı.Televizyon karşısında uzandım, uyuyamadım da…Neyseki spor salonuna gerekli belgeleri götürüp kayıt oldum ve alışveriş yapabildim de en azından birkaç işimi halletmiş oldum.
Bugün okuduğum yeni bir şey yok dediğim gibi ama en keyifli kitap okuma hallerini düşündüm ve onları paylaşmak istedim.Hani insanın canını kitap çektiren durumlar vardır, onlar işte..
1- Kocaman, şirin bir kupada sıcacık kahve eşliğinde
2- Zarif bir fincanda bol köpüklü Türk kahvesi, çifte kavrulmuş lokum ve su gümüş tepside yanınızdayken
3- Güzel sıcak bir banyodan sonra yatağa uzanıp
4- Ikea’nın süper ergonomik okuma koltuğunda veya berjerde dizine yün battaniye almışken
5- Yağmurlu bir sonbahar günü balkonda toprak kokusunu içinize çekerek
6- İş çıkışında serviste, İstanbul trafiğine takılıp kalmışken
7- Kumsalda sıcacık kumlara uzanıp, dalgaların sesini dinleyerek
8- Sabah yürüyüşünü bitirdikten sonra ağaçlığı bol bir parkta ağaç altı bir banka oturmuşken
9- Beşiktaş’dan Kadıköy’e geçerken manzaraya doyduktan sonra Boğaz havasını içine çekerek
10- Beyazıt Kütüphanesi’nde rahatsız bir sandalye ve soğuk mekana direnerek paltonuza gömülmüşken
11- Uçakta, yerden 10 km. yüksekte, yolculuk mutluluğu ile yükseklik korkusu içinizde çarpışırken
4 Aralık 2009 Cuma
İndirimdekiler

Bugün yine D&R’a uğradık.(Artık sizin de anlamış olduğunuz gibi işyerime en yakın kitapçı D&R ve hemen hemen her yemek sonrası oraya uğruyorum.) Bazı kitaplar indirimde ve sadece 4,00 TL’den satılmakta şu aralar.
Selim İleri sevenler veya şimdiye kadar okumayıp merak edenler için güzel bir haber, tüm kitapları 4,00 TL’den satılıyor.3 kitabını hemen aldım görünce.Okur okumaz sizlerle yorumlarımı paylaşacağım.
-Kar Yağıyor Hayatıma
-Oburcuğun Edebiyat Kitabı
-Rüyamdaki Sofralar
Bir de Taha Akyol’un - Hayat Yolunda isimli bir kitabını buldum yine indirimli kitaplar içerisinde.Serviste ilk 80 sayfasını bitirdim bile.Kitap ilgimi çekti çünkü yazar kendi gençlik yıllarına –ki seksen darbesi öncesi sağ sol çatışmalarını yaşamış üniversite yıllarında- mercek tutarak, o dönemin genel profilini çiziyor.Aynı zamanda genç insanların hayatla yüzleştikleri ilk yıllar olan üniversite yıllarında yapmaları muhtemel hatalara karşı onları uyarıyor.Çok etkilendikleri ideolojilerin veya bağlandıkları, içine girdikleri toplulukların (tight-knit community) bütün yaşamlarını etkileyen tuzaklara dönüşmemesi için önerilerde bulunuyor.Kendisi hergün okuduğum köşe yazarlarından değil fakat kitabını beğendim.Türkiye gibi kavram kargaşalarının yaşandığı, zeminin sürekli kaygan olduğu bir ülkede genç olmanın zorluklarını kavramış ve gençlerde sağ duyunun sesinin oluşmasını amaçlamış.Zaten kitabı yazmaktaki amacını ‘Benim işlediğim hatalardan yararlanmanızı isterim’ cümlesiyle özetliyor..[ Keşke daha ‘genç’ yaşlarda okuyabilseydim, böylece benim hatalarımdan kimse yararlanmak zorunda kalmazdı :) ]
Kitaptan hoşuma giden bazı bölümleri sizlere aşağıda aktarıyorum.
Selam ve sevgilerimle
'Şimdi düşündüğüm şudur: Evrensel dünya görüşlerinin, inanç ve felsefelerinin, ideolojilerin kavramlarını kullanmak bir hareketi evrensel düşünceli hale getirmez.Önemli olan bu evrensel kavramlar altında yürütülen özel yorumların niteliğidir.Mücadele Birliği’nde bize telkin edilen İslam yorumu, bize evrensel bir ufuk kazandırmıyor, aksine bizi Mücadele Birliği’nin sık dokulu, kapalı, dar kafalı kabilesine hapsediyordu!
‘Asıl fark, köklü fark, önemli fark ideolojiler arasında değil.Sevgiyle nefret arasında…İyilik duygularıyla öfke ve yıkıcılık arasında…İşte bundan dolayı ben genç insanların ideolojisini değil, psikolojilerini önemsiyorum.Zihnindekileri önemsiyorum, zihninin kapalı mı, açık mı olduğunu önemsiyorum.’
‘Başgil Hoca, kitapçığında, gençlere seslenerek ‘müsaade et de, sana, evvela, yolunu bekleyen düşmanları ve rastlayacağın tehlikeleri göstereyim’ diyordu.Hoca’nın gençleri uyardığı düşman ve tehlikeler şunlardı:
1-Başarının ilk düşmanı tembelliktir.
2-Başarının diğer bir düşmanı kötü arkadaştır.
3-Başarının diğer bir düşmanı da kötü örneklerdir.
Hoca bundan sonra, başarılı olmanın şartlarını anlatır: İradeli olmak, irade terbiyesi, ahlaki irade, karakter, çalışkanlık, iyi arkadaş…'
3 Aralık 2009 Perşembe
Onlar Benim Kahramanım- Doğan Cüceloğlu

Dün öğle yemeği aramızda D&R’a uğradık.Aslında okumayı planladığım birkaç farklı kitap vardı ama Doğan Cüceloğlu’nun Onlar Benim Kahramanım kitabını biraz karıştırınca ilgimi çekti.Bildiğimiz tarzda bir kişisel gelişim kitabı değil bu. 11 yaşında geçirdiği bir kaza sonucu kör olan fakat yaşadığı dönemin olanaksızlıklarını başarıya dönüştürebilen, pes etmeden eğitimine ve iş hayatına devam eden bir avukat ile eşinin hayat hikayeleri anlatılmış.Kitap, onlarla yapılan söyleşiler, biyografilerinden alıntılar ve Cüceloğlu’nun yorumlarıyla iç içe dolayısıyla insanı sıkmadan, bak sana birşey öğretiyorum demeden anlatıyor söylemek istediğini ve insan azminin neleri aşabileceğini bir kez daha hatırlatıyor.
Kitapta bahsi geçen Gültekin Yazgan’ın hayatından etkilenmemek, O’nun iradesine özenmemek elde değil.Kendi açımdan, elimde fazlasıyla imkan varken ne kadar tembellik edip, hayallerimi ne kadar askıya aldığımı bir defa daha hatırladım kitabı okuduğumda.Özellikle yapmanız gerekenleri, istediklerinizi askıya alan veya önünüze çıkan en ufak olumsuzlukta bırakıp giden biriyseniz ve böyle olmak hiç hoşunuza gitmiyorsa bu kitabı okumanızı tavsiye ederim.Kitaptan yaptığım birkaç alıntıyı aşağıda okuyabilirsiniz.
Herkese selam ve sevgiler :)
'Dikkatli baktığımızda, çevremizin şikayet yarışçılarıyla dolu olduğunu görürüz. Öyle bir yarıştır ki bu, galip geldiğini sananların aslında yaptığı, ne denli güçsüz ve işe yaramaz olduklarını, hem kendilerine hem de çevrelerine kanıtlamaktır.
Elbette şikayet yarışına katılmayanlar da var; kimsenin dikkatin çekmeyen ve yapacak çok şeyleri olan bu insanların gerçeğe koşulsuz saygısı vardır. Gerçeği bilmek, kabullenmek ve ona göre hareket etmek onlar için vazgeçilmez bir önkoşuldur.
Abartmayan, yalan söylemeyen, alçakgönüllü ve hoşgörülü bu insanlar, kişisel bütünlük içinde yaşama hizmet etmekten mutluluk duyar. Aslında yaşıyor olmanın da bir sorumluluğudur yaşama hizmet etmek. Onları bilmeyiz, duymayız ama toplum akıl sağlığını ve dengesini onlar sayesinde korur. Onlar, gizli kahramanlardır.
Bu kitap, iki gizli kahramanın yaşam öyküsünü anlatıyor.'
'Düşündüm: Bir insanın var olabilmesi için onun yaşamına tanıklık yapan birilerinin olması gerekir...Yaşamınızın tanığı yoksa, bedenen var olursunuz ama ruhen olamazsınız.'
2 Aralık 2009 Çarşamba
Kurtlarla Koşan Kadınlar

Bazı kitaplar size gelir.Hayatınızda yolunda gitmeyen birşeyler vardır.Birinin size şiddetle, içinizde mevcut bulunan ama kullanamadığınız gücü hatırlatmasına ihtiyaç duyarsınız.Böyle zamanlarda, gittiğiniz cafede yan masada sohbet edenlerden duyduğunuz bir kitabı veya dişçi randevunuzda zaman geçsin diye öylesine karıştırdığınız bir dergide gördüğünüz kitabı iç güdüsel olarak merak edersiniz.Araştırır, gider, arar ve bulursunuz.Kitap size gelir, sizi iyileştirir ve sizde kalır.Başucu kitabınız olur.O kitap, yanında içini döktüğünüz arkadaşınız veya sıkıntı anında aradığınız bir yakınınız gibi olmuştur artık.
Kurtlarla Koşan Kadınlar benim için bu kitaplardan biridir.İki sene önce kendimi çok kötü hissettiğim bir zaman diliminde bana geldi.Beni iyileştirdi.Şimdi bu bloğa yazmaya başlamışken onu anmadan, anlatmadan geçemeyeceğimi farkettim.
Kitabın yazarı Clarissa P. Estes, bir psikanalist, aynı zamanda hikaye toplayıcısı /cantadora .Bu kitabı 20 sene boyunca topladığı halk hikayeleri ve masallarını çözümleyerek oluşturmuş.Yazar, çok ufak yaşlarımızdan bu yana bize öğretilen ve sevdirilen masalların aslında ne anlatmak istediğini çözümlerken, sizi farkettirmeden masalın içine dahil ediveriyor.Yaşadığınız, yüzleştiğiniz olayı, masaldaki gibi yalın hale getiriyor.İyi/kötü ayrımının belirginleştiği masal dünyasıyla yeniden irtibatınızı kuruyorsunuz.558 sayfalık bu kitap akıcı, masalsı üslubuyla kolay okunuyor.Yazar, ormanda kaybolan küçük bir kızla sohbet ediyor gibi cümleleriyle usul usul başınızı okşuyor.
Sizlere fikir vermesi açısından, kitaptan bazı bölümleri aşağıda alıntıladım.Bazen içinizde tarifsiz bir çekip gitme arzusu, hayvansı bir öfke, anlam veremediğiniz bir insanlardan uzaklaşma duygusu geçiyorsa, kendinizi yalnız hissetmeyin ve bu kitabı muhakkak okuyun :)
"Çok, çok fazla sayıda kadın, gerekli bilince ulaşmadan önce korkunç bir söz vermişlerdir. Genç kadınlar olarak temel bir yüreklendirmeden ve destek öyle yoksun, üzüntü ve gücenme ile öyle doluydular ki kalemlerini bıraktılar, sözcüklerini kilitlediler, şarkılarını susturdular, sanat çalışmalarını durdular ve bunlara bir daha asla dokunmamaya ant içtiler. Öyle bir durumdaki kadın istemeden de olsa kendi eliyle yaptığı hayatıyla birlikte fırına girmiş demektir. Hayatı küle döner. Bir kadının hayatı kendinden duyduğu nefretin ateşinde de ölüp gidebilir, çünkü kompleksler çok sıkı ısırabildiği gibi en azından belli bir süre için o kadını korkutmayı başararak, onun için önemli olan çalışmalara ya da hayata yakın durmasını önleyebilir. Gitmemekle, hareket etmemekle, öğrenmemekle, arayıp bulmamakla, elde etmemekle, üstlenmemekle, olmamakla yıllar harcanır."
"Vahşi doğanın neredeyse yok edildiği en uç durumlarda, kadınların şizoid bir bozulma ve/veya bir piskoza yenilmeleri mümkündür. Durup; dururken yatakta kalabilir, kalkmayı reddebilir, sabahlığıyla ertafta dolaşabilir, dalgınlıktan kül tablasında üç tane yanık sigara bırakabilir, ağlayabilir ve ağlamaktan kendini alamayabilir, sokaklarda saçı başı dağınık gezebilir, etrafta sürtmek için birdenbire ailesini terk edebilir. Ama çok sık olarak sadece uyuşuk ve hissizdir. Kendini iyi ya da kötü hissetmez. Sadece hiçbir şey hissetmez. Ortada kan yoktur ama her nasılsa kanadıklarını hissederler. Yine de tekrar tekrar başlamak, yeniden başlamak, el yapımı hayata her gün dikkatle ve özenle hayata geri dönebilmek için tam olarak gereken de bizzat bu acıdır, bu kopmadır, bu "basacak bir yer bulamamadır". Deyim yerindeyse bu, geri dönebilecek bir evi olmama hâlidir. Psişik olarak bir kıtlıktan kaçtıktan sonra dinlenip onarılacağımız bir mola yeri, bir yol istasyonu, gerekli tedbirleri aldığımız bir yer yapmak iyidir. İnsan bir iki yılını yaralarını değerlendirmek, rehber aramak, ilaç uygulamak, geleceği düşünmek için geçirmesi fazla sayılmaz. Bir iki yıl aslında yetmez bile. Yabanıl kadın yolunu tekrar yapan kadındır."
‘’Sağlıklı kadın tıpkı bir kurt gibidir: sağlam, kunt, diri, hayat verici, konumunun bilincinde, yaratıcı, sadık ve göçebedir.
Bir kadının olmaya ve bilmeye gerek duyduğu her şeyi taşır. Her şeyin dermanını taşır. Öyküler ve düşler, sözcükler ve şarkılar, işaretler ve simgeler taşır. Hem araç hem amaçtır.
Vahşi kadın; bilinçaltımızın arketiplerinden biridir. İz sürebilir, koşabilir, emir verebilir ve başından savabilir. Hissedilebilir, saklanabilir ve derinden sevebilir. Sezgisel, tipik, normatiftir.
İçgüdüsel doğayla yan yana olmak; hayat alanını belirlemek, kendi sürüsünü bulmak, yetenek ve kusurlarına bakmaksızın güven ve gurur duyarak bedeninin içinde olmak, sezgi ve algının doğuştan gelen dişil güçlerine dayanmak, kendi döngülerine girmek, ait olunan yeri bulmak, vakarla yükselmek, mümkün olduğunca yüksek bilinç düzeyini korumak demektir.
‘’…O, Hayat/ Ölüm/Hayat kuvvetidir, yaşatma gücüdür, kuluçkadır. Sezgidir, uzağı görendir, derin dinleyicidir, sadık yürektir.
Haksızlıklar karşısında tehditler savuran odur…
Aramak için evi terk ettiğimiz odur. Eve gelmemiz onun içindir. Bütün kadınların gübreli köküdür. İşimizin bittiğini düşündüğümüzde bizi gitmekten alıkoyan güçtür…’’
"Eğer ele geçirildiyseniz, ruhun açlığına katlandıysanız ve özellikle bir yaratma dürtüsüne sahipseniz, muhtemelen yabanıl bir kadındınız yada hala öylesiniz."
"Gülme, kadın cinselliğinin gizli tarafıdır; fizikseldir, temeldir, tutkuludur, hayat vericidir ve bu yüzden uyarıcıdır. Sadece o an için, bir sevincin cinselliğidir; özgürce uçan, yaşayıp ölen ve kendi enerjisiyle yeniden yaşayan gerçek bir sevgidir. Kutsaldır, çünkü fazlasıyla iyileştiricidir. Tek boyutlu değildir, çünkü gülme insanın kendisi kadar başkaları ile de paylaştığı bir şeydir."
1 Aralık 2009 Salı
Haftanın çok satanları
Yeni bir haftaya başlarken, bu hafta çok satan kitaplara şöyle bir göz atmak istedim.D&R'ın web sitesinden alıntıladığım ilk on kitabı aşağıda görebilirsiniz.Çok satanlar önemli çünkü aslında pek çok insan, kitap seçimlerini son çıkan ve çok satan raflarından yapıyor.
Popüler kültür okuduklarımızı ve dolayısıyla bakış açımızı etkilemeye devam ediyor.Ve aslında hiçbir şey için olmadığı gibi, gereksiz kitaplar okumak için de fazla vaktimiz yok.Kabaca bir hesaplama yaparsak senede ortalama 50 kitap okuruz, bütün hayatımız boyunca (60 sene) ise yaklaşık 3000 kitap okuyabiliriz.Belki bizim ülkemizde kitap okuma alışkanlığı yaygın olmadığı için bu rakam fazla görünebilir ama dünyayı algılama, anlama, keşfetme kaygısında olan insan için oldukça yetersiz bir sayı sayılır.
İşte bu nedenle neyi, ne zaman, hangi amaçla okuyacağımıza da karar vermemiz önemli.
Neyse bu yazıyı fazla didaktik hale getirmeden D&R'ın 2 güzel kampanyasını da hatırlatmak isterim :)Ben bu hafta uğrayıp okumayı planladığım birkaç kitabı almayı düşünüyorum...
*D&R mağazalarından Card By D&R ile 25 TL. ve üzeri alışveriş yapan müşteriler Gloria Jean’s Coffees’den 1 adet kahve kazanıyor. Kampanya 31 Aralık tarihine kadar geçerli.
*50 TL. ve üzeri alışveriş yapan müşteriler ayrıca 100 TL. değerinde Beymen Club Hediye Çeki kazanıyor. Bu hediye çekleri Beymen Clublarda 400 TL. ve üzeri alışverişlerde geçerli oluyor.
Herkese iyi haftalar
Bu Dinciler O Müslümanlara Benzemiyor
Soner Yalçın
Kayıp Gül
Serdar Özkan
Cumhuriyet Türk Mucizesi
Turgut Özakman
Türkan Tek ve Tek Başına
Ayşe Kulin
Aşk
Elif Şafak
Kazanan Yalnızdır
Paulo Coelho
Ay Hırsızı
Sunay Akın
Olasılıksız
Adam Fawer
Suç ve Ceza
Fyodor Dostoyevsky
Sana İhtiyacım Var
Judith McNaught
Popüler kültür okuduklarımızı ve dolayısıyla bakış açımızı etkilemeye devam ediyor.Ve aslında hiçbir şey için olmadığı gibi, gereksiz kitaplar okumak için de fazla vaktimiz yok.Kabaca bir hesaplama yaparsak senede ortalama 50 kitap okuruz, bütün hayatımız boyunca (60 sene) ise yaklaşık 3000 kitap okuyabiliriz.Belki bizim ülkemizde kitap okuma alışkanlığı yaygın olmadığı için bu rakam fazla görünebilir ama dünyayı algılama, anlama, keşfetme kaygısında olan insan için oldukça yetersiz bir sayı sayılır.
İşte bu nedenle neyi, ne zaman, hangi amaçla okuyacağımıza da karar vermemiz önemli.
Neyse bu yazıyı fazla didaktik hale getirmeden D&R'ın 2 güzel kampanyasını da hatırlatmak isterim :)Ben bu hafta uğrayıp okumayı planladığım birkaç kitabı almayı düşünüyorum...
*D&R mağazalarından Card By D&R ile 25 TL. ve üzeri alışveriş yapan müşteriler Gloria Jean’s Coffees’den 1 adet kahve kazanıyor. Kampanya 31 Aralık tarihine kadar geçerli.
*50 TL. ve üzeri alışveriş yapan müşteriler ayrıca 100 TL. değerinde Beymen Club Hediye Çeki kazanıyor. Bu hediye çekleri Beymen Clublarda 400 TL. ve üzeri alışverişlerde geçerli oluyor.
Herkese iyi haftalar
Bu Dinciler O Müslümanlara Benzemiyor
Soner Yalçın
Kayıp Gül
Serdar Özkan
Cumhuriyet Türk Mucizesi
Turgut Özakman
Türkan Tek ve Tek Başına
Ayşe Kulin
Aşk
Elif Şafak
Kazanan Yalnızdır
Paulo Coelho
Ay Hırsızı
Sunay Akın
Olasılıksız
Adam Fawer
Suç ve Ceza
Fyodor Dostoyevsky
Sana İhtiyacım Var
Judith McNaught
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)