14 Haziran 2010 Pazartesi

I want to break free !

Akşam çıkışta çoktandır merakla beklediğim Sex and the City 2’yi izlemek için sinemaya gittim.Beklentim güzel kıyafetler, matrak hatunlar ve ilişkileri, eğlenceli vakit geçirmek ve kafa dağıtmak olunca filmi beğendim diyebilirim.Tabiki dizinin tadını alamıyorsunuz ama dediğim gibi özellikle kızkıza eğlenceli vakit geçirmek için gidilebilir.



Fakat filmin bir yan etkisi var; salondan çıktıktan sonra özellikle gittiğiniz sinema salonu alışveriş merkezindeyse mağaza mağaza dolaşıp çılgınca alışveriş yapasınız geliyor.

Ben de bu çılgın ruh haliyle epey mağaza dolaştım, neyseki tatil öncesi paramı fazla harcamamam gerektiği konusunda kendimi başarıyla ikna ettim, sadece tek bir parça alarak bu krizi atlattım.(Maltepe Carrefour AVM’ye yakın olanınız varsa Y-London mağazası kapanacağı için müthiş bir indirim var, mutlaka gidip bir bakın derim. Yazlık elbiseler, pantolonlar, t-shirtler 5-10-15 TL gibi komik fiyatlara satılıyor.Ben de yazın plajda giymek için şeker pembesi üstü straplez koton kumaştan bir tulum aldım.Eve gelip denediğimde o kadar sevdimki keşke bir başka rengini daha alsaydım diye hayıflandım.)

Bu arada evde okunmayı bekleyen kitaplar çoğaldı.İçlerinden birkaçını tatilde yanıma alıp, plajda okumak için bekleteceğim, mümkünse politik, tarihi, felsefi şeyler okumak istemiyorum ve eğer mümkünse tatil boyunca tv –özellikle haber bültenleri- seyretmek de istemiyorum.

1-İclal Aydın - Kağıt Kesikleri
2-Ahmet Ümit – İstanbul Hatırası
3-Aslı Erdoğan – Taş Bina ve Diğerleri
4-Jane Green – Bay Belki
5-Thomas Hardy – Çılgın Kalabalıktan Uzakta
6-Erhan Afyoncu/Ahmet Önal – Askeri İsyanlar ve Darbeler
7-Grutchen Rubin – Mutluluk Projesi
8-Albert Bernstein – Duygusal Vampirler


Ve itiraf etmek gerekirse tatilden daha güzel olan şey fonda Queen'den I want to break free dinleyerek plajda dinlenecek şarkılar için playlist yapıp, okunacak kitapları seçmek ve valiz hazırlamak...

11 Haziran 2010 Cuma

Derviş devrimcilerin kuru ekmeği yolumuzu aydınlatıyor...

Hakan Albayrak'ın Ebuzer isimli kitabını okudum bugün.50 sayfalık incecik bir kitap, bir saati bile bulmadan okunuyor ama içinize işleyiveriyor.Derviş devrimci Ebuzer yazarla beraber bir yolculuğa çıkıyor, konuşunca yalın ama keskin konuşuyor ve çağımızın zulümleri karşısında dik duranları hatırlatıyor tek tek.

İyi bir kitap, bir fincan bol köpüklü kahve, dışarıda çınarların sesleri hayatı güzel yapmaya yetiyor, fazlasına gerek duymuyor insan bazen :)




'Çağın geveze lisanı karşısında dili tutulanları, damarlarında kol gezen aşağılık kompleksini yenemeyenleri, şaklayan her kırbaçta kılıktan kılığa girenleri ve en önemlisi göbekli iddialarla ortalıkta dolaşıp hayat hakkında bir tek gerçek cümle kuramayanları kendi çirkin yüzleriyle başbaşa bıraktınız.'

'Türkiye’ye vardığımızda Ebuzer’e kitabın sonuna yaklaştığımızı söyledim.
-Kıssadan hisseyi sorarlarsa ne diyeyim üstad?
-Hisse çok.Kim hangi hisseyi çıkarırsa onu alsın gitsin.Sevdamız ve kavgamız bitmedi denilebilir mesela.Derviş devrimcilerin kuru ekmeği yolumuzu aydınlatıyor da denilebilir.Ve daha pek çok şey...
'

9 Haziran 2010 Çarşamba

Objektifimden birkaç kare






Uykusuz, düzensiz bir yazı

Son zamanlarda uyku düzenim fena halde bozuldu.Gündüz herhangi bir işim yoksa 3-4 saat uyuyorum, sonra sabaha kadar gözüme uyku girmiyor.Kendimi yıllardır bir sabah/gündüz insanı olarak tanırdım, şimdi tüm gece boyunca okurken, yazarken, dinlerken zihnimin ne kadar açık olduğunu farkedince bu ezberim bozuldu.Aslında bu halimi sevdim ve yaratıcılığın gece ne kadar yüksek olduğunu da keşfetmiş oldum ama eğer gündüz işim varsa belirli saatten sonra sersemlememek mümkün değil tüm geceyi uykusuz geçirince.

Haliyle uyku düzenimin değişmesiyle, yemek yeme düzenim de değişti.Öğleden sonra karnım acıkıyor, sonra da geceyarısı.Çok garip bir durum oldu sabahları kurt gibi acıkan benim için yine.

8 saat uykunun, günde üç öğün yemenin, akşam yatıp sabah güneş doğduktan sonra uyanmanın belki bize sistem tarafından dayatılan doktrinler olduğunu düşünmeden edemedim bu duruma düşünce.

Yapmam gerektiği öğretilen veya inceden inceye reklamlarla enjekte edilenleri, daha fazla gereksiz eşyayı satın almam, pek de ihtiyaç hissetmediğim hizmetleri tüketmem için daha fazla çalışmam gerekliliğini, düşüncelerimin ne kadarına gerçek bir muhakeme sonucu ulaştığıma ne kadarını Tv, gazete, medyada okuduklarımdan aşırıp pek de sorgulamadan içselleştirdiğimi sorguluyorum.




Gerçekten fikri, vicdanı, irfanı hür bir insan mıyım yoksa iplerimi çeken sistemin oynattığı bir kukla mı?

8 Haziran 2010 Salı

Haftanın kitapları

Bu hafta, yağmurların geri dönmesiyle belki, çok okudum...

Nilüfer – Hepsi Bu / Bircan Usallı Sinan



İlk okuduğum kitap Nilüfer’in, menejeri Bircan Usallı Sinan tarafından kaleme alınan biyografisi Hepsi Bu’ydu.Nilüfer sesini çok çok beğendiğim ve her albümünü aldığım, biraz da mesafeli tavrını sevdiğim bir sanatçı. Özellikle annesinin Alzheimer hastalığına yakalanması ve kızı Ayşe Nazlı’yı evlat edinme sürecini merak ediyordum.Kitap Nilüfer’in hayatını detaylı şekilde anlatıyor, özellikle sevenlerinin ilgiyle okuyacağı akıcı bir kitap.Fakat şarkıcının menajeri tarafından yazılması tabiri caizse eşler dostlar birbirini ağırlar tarzında gereksiz yere Nilüfer’in övüldüğü bölümlerin olmasına neden olmuş sanırım.Bu arada meraklısı için Kayahan’la olan sorunun detaylarını kitapta bulabilir.

Bizim Hep İnanmamızı İstediler Ma’amin / Gürkan Hacır




Yazar, yakın tarihimizde, merak uyandıran farklı konuları ele almış, biraz da şeytanın avukatlığını yapmış, resmi tarihte anlatılmayan detaylara değinmiş.Kitap kolayca okunuyor, biraz Yalçın Küçük tarzını andırıyor aslında.Merakla ve hızla okudum.Aşağıda kitabın bölümlerden bir kaç tanesini yazdım, başlıklar sizin de ilginizi çektiyse okumanızı tavsiye ederim.

- İsrail’e dokunan yanar
- Struma faciası
- Garipoğlu ailesinin sırrı ne?
- Soykırım gerçekten oldu mu?
- Türkiye’nin kuruluşunda 90 yıllık anlaşma mı yapıldı?
- Türkiye bölünecek mi?
- Atatürk’ü tanıyor muyuz?
- Aşk-ı Memnu hep çok konuşuldu.

Mutluluk Projesi / Gretchen Rubin




Bir kişisel gelişim kitabı Mutluluk Projesi.Yazarın bir sene boyunca, kendi hayatında farkındalığını geliştirmek, daha mutlu ve tatminkar bir hayat sürmek için yapmış olduklarını ay be ay bölümlerle anlatıyor.Aslında zaman zaman hepimizin daha ‘iyi’ bir hayat sürmek için aldığımız kararları nasıl eyleme döktüğünü anlatıyor ama kendisinin bu kararlarını lafta kalmadan nasıl eyleme döktüğünü anlattığı için daha fazla motive oluyorsunuz.

Mesela ben de kitabın verdiği enerjiyle bu ay için birkaç karar aldım, tabi uygulayabilirsem :)

1- Düzenli egzersiz ve diyete başlamak
2- Evin dağılmasını engelleyecek günlük eylem planlarını belirlemek
3- Ders, ders, ders çalışmak

2 Haziran 2010 Çarşamba

Imagine?



Hayır! Bütün insanların kardeş olduğu, sınırların olmadığı, silahların yasak olduğu bir dünyadan bahsetmeyeceğim.Çünkü anlıyorum ki bu, şimdilik sadece bir hayal olmanın ötesine geçmeyecek.2010 yazı, maalesef, şiddet ve haksızlıkla beraber geldi.Üç gündür ülkemize yapılan saldırının üzüntüsü ve saldırıyı yapan zihinlerin tedavisi olmayışını bilmenin çaresizliği içindeyim.

Uzun yıllar, devletin her yanlışında kıyasıya eleştirdim, çoğu kanunun vatandaşları koruyacağı yerde devleti halkından korumaya çalıştığını savundum.Muhaliftim, ülkesini çok seven ve her bakımdan daha üstün bir vatan arzu eden, Türkiye’de yaşayan tüm insanların daha iyi koşullara ve daha fazla özgürlüğe sahip olmasını gerektiğini savunan bir muhalif...

Okul yılları sona erip, hayata atıldıktan sonra ise devletin şimdiye kadar görmediğim veya görmek istemediğim bir yüzüyle karşılaştım.Ne zaman bir haksızlığa uğrasam, devletin ve adaletin, çocuğunu kollayan bir baba gibi, yanımda olduğunu gördüm.Eskilerin bir sözü vardır, Allah devlete, millete zeval vermesin derler, işte hayat bana bu sözün ne kadar yerinde olduğunu öğretti.

Biliyorum, devlet dediğimiz kaotik yapının birçok yanlışı da var.Ve evet biliyorum adaletin terazisi her zaman doğru tartmıyor.Ama denizde yol alan bir gemide, işgal altındaki bir ülkenin çocuklarına sevinsinler diye götürdüğü misketlerden başka kendini savunacak birşeyi olmayan bir Türk vatandaşı, ancak insanlıktan nasibini almamış bir zihnin düşünüp uygulayabileceği bir saldırıya maruz kaldığında arkasında koskoca bir çınar gibi Türkiye var.İyi ki de var!


PS: Hediye çekilişime katılan sevgili Essra(1), Prenses(2) ve Mimozayım(3)’a çok teşekkür ederim.Random.org’dan yaptığım belirlemede 1 numara çıktı, dolayısıyla ilk yorum bırakan Essra’ya adresini, oben3251@yahoo.com mail adresime iletir iletmez hediyelerini göndereceğim.İyi okumalar dilerim şimdiden.Sevgiler