31 Temmuz 2010 Cumartesi

Başlangıç

Inception’ı (Başlangıç) izlemek için sinemadaydık bugün.En sonda söylemem gerekeni başta söyleyeyim, tek kelimeyle müthiş bir film! En son sanırım 10 sene evvel Matrix’i izlediğimde bu kadar heyecanlanmıştım. Kesinlikle uzun zamandır seyrettiğim en ilham ve heyecan verici filmdi.



Başrolde Leonardo DiCaprio Cobb rolünde, zihinlere rüya anında girip önemli bilgileri çalma yeteneği olan bir hırsız.Bu yeteneği karısının ölümüne yol açmış ve çocuklarından uzaklaşmasına neden olmuş.Kendisine bir şans veriliyor ve çocuklarına yeniden kavuşabilmek için son ve zor bir iş alıyor; bu defa bir zihinden bilgi çalmak değil, görevi zihinde bir fikir oluşturmak.Ve olaylar başlıyor...Bolca aksiyon, biraz gerilim, çok iyi görsellik, mantıklı kurgu, dozunda felsefe ve sürprizli bir son...

İnsanı rüya, zihin, bilinçaltı, gerçeklik, zamanın göreceliği gibi birçok konuda düşünmeye sevk eden bir film, sinemadan çıkınca da etkisinden kurtulamıyorsunuz kolay kolay.

Film detayları için tık tık!

28 Temmuz 2010 Çarşamba

Hermann Hesse zamanı

İdefix'de Can Yayınları yazar setleri indirim kampanyası sürüyor.Ne zamandır Hermann Hesse'in kitaplarını alıp okumak istiyordum, mailimde kampanya haberini görünce hemen siparişi verdim.Gerçi kargonun ulaşması aksilikler yüzünden biraz gecikti ama nihayet dün kitaplarıma kavuştum.



Siddhartha sanırım Hesse'in en bilinen kitabı, ben de on sene kadar önce okumuştum ve çok sevmiştim hatırladığım kadarıyla.Şimdi fırsattan istifade yeniden okuyorum.Gerçek bilgeliğe ulaşmanın yollarını arayan bir gencin hikayesini anlatıyor kitap.Bazı kitapları okurken, gözünde film gibi canlandırabiliyorsun anlatılan hikayeyi, bu da işte öyle bir kitap, daha ilk sayfalarda sarıverdi beni.

Bu arada işlerim yoğunlaştı, açıkcası bu hafta da bazı olumsuzluklar oldu.Dolunaya bağladım, hurafelere sarıldım ben de...Yıldızlara göre Aslan, Koç gibi lider burçlar için *ki ben Koçum* güzel bir dönem başlıyormuş Dolunay sonrası.Bugün ufak ufak da olsa güzel haberler almaya başladım nihayet.Mesela akşam geç geldiğim ve yemek yapmaya üşendiğim günlerde verdiğimiz pizza siparişleri karnımı doyurmaktan başka bir işe yaradı, yemeksepetinin haftalık hediye çekilişinde Photoworld'den fotoğraf eğitim atölyesi kazanmışım.Zaten gitmeyi düşündüğüm bir eğitimdi, böyle bir fırsat çıktığı için acayip mutlu oldum.Sonra işimle ilgili haber beklediğim bir arkadaşım aradı daha da mutlu oldum.

Umarım beklediğim diğer güzel haberleri de uçan kuşlar bir an önce getirir bana :)

20 Temmuz 2010 Salı

Kendimi özgür bıraktım :)

Birkaç haftadır koşturma içindeyim.Yeni ev, yeni iş, yeni ehliyet için çabalıyorum.Yeni ehliyetimi aldım, ama basit bir işlemi sağolsun 2 defa hatalı bilgi girdikleri için neredeyse bir haftada halledebildim.Bütçemize göre bir ev satın alma projemiz ise nihayet kafamıza ve cebimize uygun bir ev bulmamızla sona yaklaşıyor.Yeni iş ise galiba olmadı şimdilik.

Bu hengame içinde iki kitap ve bir yığın dergi okudum.Ertuğrul Özkök Tuhaf ve meşhur Secret serisinin ikinci kitabı Meta Secret okuduğum kitaplar.Her ikisi de çok tavsiye edilebilecek kitaplar değil ama tatilde plajda, otobüste zaman geçirmek için idealler.























Kişisel olarak modayı takip eden, zorunlu olmadıkça makyaj yapan biri olmadığım halde her ay en az iki tane kadın dergisi okuduğumu farkettim.O dergilerde yazan hiç birşeyi uygulamadığım halde neden okuyorum çözemedim.Aslında aynı şeyi Secret gibi kişisel gelişim kitapları için de söylemem mümkün; epey fazla kişisel gelişim kitabı okuyorum ama okurken çok da ciddiye almıyorum, okuduktan sonra da yazanları uygulamıyorum.E öyleyse niye okuyorum? Galiba olmak isteyip olamadığım birini yaratıp hayal ediyorum bunları okurken.Vakit kaybediyorum, para kaybediyorum ama hayal kurmak güzel geliyor bana.O yüzden kendime dokunmuyorum dergileri, kitapları satın alırken; kendimi özgür bırakıyorum.Hem güzel, hem bakımlı, her işini düzenli planlı yapan, mutlu, huzurlu, pratik, becerikli, pozitif, başarılı bir kadın yaratıyorum zihnimde..Şimdiye kadar olmayı beceremediğim...

10 Temmuz 2010 Cumartesi

İstanbul



Fazla dışa vurmamaya çalışıyorum, kendime bile itiraf edemiyorum ama bir kaç haftadır sıkıntı içindeyim.Benim kafama bir şey takılmışsa yaşam enerjim kaybolur; içimden ne okumak, ne gezmek, ne süslenmek, ne gülümsemek, ne kızmak, ne geleceğe ilişikin plan yapmak, ne hayal kurmak gelir.Bütün duygular, zevkler, hayaller çekilir, geriye renksiz, kokusuz, hissiz bir boşluk oturur.Son iki haftadır yine böyleydim, bu şekilde olmamın sebepleri çok önemli değil, beni endişelendiren çok da hayati olmayan en ufak nedenlerle psikolojimin kolayca dağılıverebilmesi.Bazen onca yıllık yaşanmışlık, deneyim pek bir işe yaramıyor.İnsan otuz yaşında bile bir çocuk gibi kırılgan ve savunmasız olabiliyor.




Ama büyümenin bir raconu var; kan kusup kızılcık şerbeti içtim demek...Etrafa belli etmeden, kafanızda sorunu evirip çevirmek...İyileşmeye, güçlenmeye çalışırken ayakta kalmaya gayret etmek... Kolay olmuyor, zorlanıyor insan.Ve bazen ümitsizliğe kapılıyorsun, bu yara iyileşmez diye.Ama iyileşiyorsun...



Günler bu şekilde akıp giderken dün gece bir rüya gördüm.Detayları anlatıp lafı uzatmak istemiyorum, kısaca kutsal bazı eşyalara dokunmamıza izin veriyorlar.İçlerinde bir taş var, ona dokunuyorum.Dokununca ellerimden tüm vücuduma bir his yayılıyor.Sanki pili biten akünün şarj olması gibi hayat enerjisini tüm hücrelerimde hissediyorum.Bu duygu o kadar gerçekçi ve güzel ki dayanamayıp taşı öpüp alnıma bastırıyorum.Bu defa da alnım ve dudaklarımdan inanılmaz bir güç tüm vücuduma yayılmaya başlıyor.Bu kuvvetli hissiyatla uyanıyorum.

Nasıl günlerce yatağa düşüren ateşli bir hastalıktan kurtulduğumuzu, artık iyileştiğimizi biliriz, bu sabah da günlerdir içimi acıtan sıkıntının gittiğini, iyileştiğimi anlamıştım.Sabah hemen bir duş aldım, uzun zamandır ertelediğim bir işimi halletmek için Sirkeci’ye uğramam gerekiyordu, bunu bahane ederek eski İstanbul’u şöyle bir gezdim.Kadıköy’de kitapçıları gezdim, Beyazıt’ta sahafları...Bir sürü kitap, dergi aldım okumak bile istemediğim günlerin acısını çıkarmak için sanki...Balık ekmek yedim denize bakarak, vapurda yağmura rağmen dışarıda oturdum...Eminönü’nde Mehmet Efendi’den Türk Kahvesi aldım, yol boyunca paketi kokladım.Şehremini’nde Kara Ahmet Paşa İlkokulu’nun eski binasını seyrettim, ilkokul günlerimde bana kocaman gelen binanın hayretle ufacık bir bina olduğunu farkettim.Ayakkabılara baktım, hangisini alacağıma karar veremedim...

























Renkler, kokular, yaşıyor olmaktan alınan mutluluk ve sahip olduklarına duyduğun şükür duygusu bugün yeniden içimde belirdi.Mutluyum.İstanbul’a teşekkür ederim, beni yeniden hayatın içine çektiği için...

6 Temmuz 2010 Salı

İstanbul Hatırası

Tatil bitti.Bu iki kelimelik cümle hayatım boyunca hep çok hüzünlü gelmiştir bana, yine öyle.Çok maceralı, keşfetmeli, gezmeli bir tatil olmadı.Tüm zamanımı otelde geçirdim.Yüzdüm, güneşlendim, okudum, uyudum.İstanbul’a bronzlaşmış, 4 kitap okumuş, kafamı dinlemiş olarak geri döndüm.

Ahmet Ümit’in İstanbul Hatırası’nı yanıma büyük hevesle almıştım.Polisiye romanları severim.Daha önce yazarın Bab-ı Esrar’ını bir günde bitirmiş, çok sürükleyici bulmuştum üstelik.



İstanbul Hatırası, İstanbul’da işlenen seri cinayetleri ve cinayetlerin esrarını çözmeye çalışan başkomiser Nevzat ve ekibiyle, olası suçluların hikayesini anlatıyor.Özellikle İstanbul tarihi konusunda yoğun ve ilginç bilgiler var tüm kitapta.Zaten cinayetler ve şehrin tarihi içiçe geçmiş.Oldukça uzun bir kitap olmasından mı, tüm bu cinayetleri işlemesi olası zanlıların sadece ikiye indirgenmesine rağmen, polisin bu adamların son ana kadar peşlerine bir türlü düşmemesinden mi bilemiyorum bana kitabın mantık örgüsü iyi kurgulanmamış geldi.Hele kitabın sonu ‘polisiye’ olarak iyice vasattı.Yine de İstanbul hatırına İstanbul Hatırasını okuduğuma pişman değilim.

Elimdeki kitapların çoğunu tatilde bitirince bir boşluğa düşmüştüm ki İdefix’in indirim kampanyası maili gözüme çarptı.Can Yayınları’nın Yazar Setleri %40 indirimle satışta, ben özellikle Hermann Hesse, Albert Camus, Sartre arasında kaldım.Sanırım Hesse’in tüm kitaplarını alıp bu yazı onunla geçireceğim.

Şimdi biraz işlere, derslere, yapılması gerekenlere konsantre olma zamanı.Tatil bitti, hayat başladı.