25 Ekim 2010 Pazartesi

Şah ve Sultan

İskender Pala'nın şu anda en son satanlardan biri olan kitabını geçtiğimiz hafta satın almıştım.Alırken beklentim pek yüksek değildi.Daha doğrusu divan şiirleri ve doğu masalları ne kadar sevsem de seneler geçtikçe uzaklaşmış, artık içimin bayıldığını hissetmeye başlamıştım bu türle alakalı şeyler okuduğumda.Hani kendinize fersah fersah uzak biri ile sohbet ederken içinizden 'bu şimdi neden bahsediyor, tüm bunlar ne saçma' diye bir his geçer ya modern hayatın karmaşıklığı ile çevrelenen zihnim mistik, aşık, derviş, seyyah doğu edebiyatını okurken bu tür bir iç geçiriş yaşamaya başlamıştı.

Bu yüzden de İskender Pala'nın romanını sırf Kızılbaş-Sünni toplumların Osmanlı'da nasıl çatışır hale geldiğini merak ettiğim için aldım diyebilirim.Roman, Çaldıran Savaşı'nda Osmanlı Padişahı Yavuz Selim Han ile Safevi Hanı Şah İsmail'in neden, nasıl karşı karşıya geldiğini; iki Müslüman hükümdarın güç savaşında Sünni ve Kızılbaş halkın yavaş yavaş nasıl birbirlerine düşman hale getirildiğini; tüm bu karmaşanın içinde aşkın, sevginin, inancın, ahlakın, erdemin kendisine nasıl çıkış yolları bulduğunu çok akıcı bir dille, adeta şairane bir üslupla anlatıyor.



Öyle bir duyguya kapıldım ki okurken özellikle iki farklı komutanın ordusunda birbirlerine karşı savaşan kardeşlerin bölümünde gözyaşlarımı tutamadım.

Çok fazla yazmak istemiyorum çünkü ne yazsam az gelecek.Uğruna savaştığımız, birbirimizi kırdığımız dünyaya ait bütün herşeyin ölüm karşısında nasıl anlamsızlaştığına dair, tarihe dair, inançlara dair, aşka dair birşeyler okumak isteyenlere tavsiyemdir.

Sevgiler

22 Ekim 2010 Cuma

Çalkantılar

Haftalardır koşturmuştuk; istediğimiz semtte, istediğimiz fiyatta ev bulabilmek için.Tam evi bulduk, bu sefer eşimin işyerinde sorunlar çıktı.Bu sorunlu halde borca girmeyi göze alamadık.Ev için onca çaba ve koşturmaca boşa gitmiş oldu.Bir de iş stresi başladı.

Neyseki ben iş anlamında hayatımın en mutlu günlerini yaşıyorum.Çok huzurluyum.Sürekli yeni şeyler öğreniyorum, insanlarla ve hayvanlarla diyalog halindeyim, sıkıcı bir ofiste, tüm gün masa başında değilim ve bu beni inanılmaz şekilde iyi hissettiryor.

Son zamanlarda mesleki kitaplar hariç pek kitap okumamış, hatta tuhaf şekilde okumak bile istememiştim.Bu hafta sanırım bütün bu durgunluğu anormal bir coşkuyla D&R' koşarak ve 4 kitap birden alıp, 2 günde 2'sini bitirerek attım :)



İçimdeki Yolculuk Esra Özbay'ın geçmiş hayattaki karmalarını(?!) ve bu hayatta yaşadığı olumsuz kayıtları silerek, içinde parayla, kariyerle, başarılarla, çocukla, evlilikle, aşkla bir türlü dolduramadığı boşluğu kendisinin üstbeniyle yeniden bütünleşerek doldurmasını anlatıyor.Biliyorum eğer Nil Avunduk'un seminerlerine katılmadıysanız kulağa biraz tuhaf geliyor bu cümle.Ben iki sene önce bir müddet seminerlere katılmış, ardından bu yöntemi kullanıp korkularını temizleyen kişilerin yazdığı kitapları okumuştum.Seminerde anlatılan bazı şeyler bana gerçekten uzak (geçmiş hayatta yaşanılan deneyimler vs.) ama korkuların insanı nasıl dibe çekebildiği konusunda anlatılanlara ve bebeklikten bu yana zihnimize kodlanan olumsuz kalıpların hayatımızda farkına bile varmadan bizi nasıl etkilediğine yüzdeyüz katılıyorum.



Kedinizi Nasıl Bilirsiniz? kedi davranışlarını kısa kısa açıklayan, kedi meraklılarına tavsiye edebileceğim bir kitap.Hayvan davranışları ilginizi çekmiyorsa almayı, okumayı denemeyin :)

Henüz okumadığım, masamda duran diğer kitaplar ise İskender Pala'nın son romanı Şah&Sultan ve Hanefi Avcı'nın epey gündem oluşturan kitabı Haliç'te Yaşayan Simonlar...Okur okumaz bu kitaplarla ilgili fikirlerimi sizlerle paylaşacağım.

Bu arada havaların soğumasıyla tiyatro ve sinema sezonunu bu hafta sonu açmaya karar verdim.İlkini izleyip sevdiğim korku-gerilim türü bir film olan Paranormal Activity'nin ikincisine kısmetse Pazar sabahtan gidiyoruz.Sabah sabah korku olur mu diyen eşime inat!

Pazar sabahı erkenden sahilde fotoğraf çekip, kaç zamandır ihmal ettiğim makinemin de bir tozunu atmak istiyorum.

Sanırım hayattaki çalkantılar ben de yaşama isteği uyandırıyor.Herşeye dört koldan saldırma isteğimi başka türlü açıklayamadım ben.Ama umarım hep böyle olurum/hissederim.Başka türlü çok tatsız çünkü hayat.

Selamlar ve sevgiler :)

3 Ekim 2010 Pazar

Pek tuhaf günler

Hayat her zaman olduğundan daha hızlı, daha yoğun, daha kompleks bir hal aldı bu sonbahar.Yeni bir iş, yeni bir ev, sınavlar derken kendimi bile unuttum Eylül'de.Ne doğru dürüst kitap okudum, ne güzel bir film izledim, ne fotoğraf çektim, ne blog okudum, ne twitter'a twit yazdım, hatta müzik bile dinlemedim uzun uzun.Sorumluluklarımı yerine getirdim, sadece onlara odaklandım.Trene bindim, işe gittim, sabah gazetelere göz attım, aşı yaptım, pisi tırnağı kestim bol bol.Hayvanlarla uğraşmak insanlardan rahat bazen bunu farkettim.Akşam işten çıktım trene bindim yine.Trenler otobüslerden soğuk, ıssız bazen bunu farkettim.Ev kredisi hesapladım, iskan ruhsatı nedir öğrendim, yeni imar kanununu okudum, sözleşme hazırladım, notere onaylattım.Paranı korumak, duygularını korumaktan çok daha kolay bazen bunu farkettim.

Bu sonbahar pek tuhaf günler yaşadım ama çok şey öğrendim velhasıl.